Görme Engelli Gençler Topluluğu

Görme Engelli Gençlerin Güçlü Adımları

25 Ağustos 2026

Adalete Giden Yol: Hak Arama Hürriyeti

Adalet dediğimiz şey, sadece büyük adliyelerin soğuk koridorlarında ya da kürsüde oturan hakimlerin iki dudağının arasında değildir. Adalet, aslında bizim kendi hakkımıza ne kadar sahip çıktığımızla, sesimizi ne kadar gür çıkardığımızla başlar. Biz engelli bireyler için hayat zaten yeterince yokuşken, bir de karşımıza çıkan bürokratik engelleri aşmak bazen dağları devirmek gibi gelebilir. Ama şunu çok iyi biliyorum: Bilgi, en az bir beyaz baston ya da tekerlekli sandalye kadar özgürleştiricidir. Nerede, neyi arayacağımızı bildiğimizde, o “aşılmaz” denilen kapıların birer birer açıldığını görürüz. Gelin, bu kapıları nasıl zorlayacağımıza en temelden, yani elimizdeki sesli cep telefonlarımız ve hazırladığımız yazılarla görelim.

1. Her Şeyin Başı: Yazıya Dökmek

Hukuk dünyasında, ağzınızla kuş tutsanız bile eğer o kuşun kaydı yoksa, kuş hiç uçmamış sayılır. Birçok arkadaşım bana gelip “Gittim, söyledim ama yapmadılar” diyor. İlk kuralımız şu: Söylemeyeceğiz, yazacağız. Dilekçe hakkı bizim Anayasal gücümüzdür. Anayasa’nın 74. maddesi size; kendinizle veya kamuyla ilgili dilek ve şikâyetleriniz hakkında yetkili makamlara yazı ile başvurma ve bu başvurunun sonucunu yazılı olarak alma hakkını vermektedir. Bu madde, devletin size cevap vermesini bir ‘lütuf’ değil, anayasal bir zorunluluk haline getirir. Bir kurumda engelleniyorsanız, bir hizmete erişemiyorsanız oraya vereceğiniz imzalı bir kağıt, süreci resmen başlatır ve karşı tarafı hukuken sorumlu kılar. Eğer o kağıdı almıyorlar mı? İşte o zaman devreye CİMER giriyor.

CİMER, eskiden olduğu gibi sadece bir şikayet kutusu değil artık. Doğrudan devletin tepesine açılan bir koridor. Oturduğunuz yerden, telefonunuzdan yazdığınız bir başvuru, o ulaşamadığınız kurumun müdürünün masasına “Buna cevap ver” şerhiyle düşüyor. Bilgi edinme hakkınızı kullanın; size neden o hizmetin verilmediğini, neden o rampanın yapılmadığını resmi olarak sormaktan çekinmeyin. Unutmayın, hakkını aramak bir “rica” değil, vatandaşlık görevidir.

2. Kamu Denetçiliği Kurumu(Ombudsmanlık) ve Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu

Meseleleri hemen mahkemeye taşıyıp yıllarca sürecek davalarla boğuşmak zorunda değiliz. Haklı talebiniz kurum tarafından kabul edilmediyse sorun değil, yolun üzerinde çok güçlü iki durağımız var. Birincisi Kamu Denetçiliği Kurumu (Ombudsmanlık). Ben onlara “halkın avukatı” diyorum. Belediyeyle, okulla ya da bir bakanlıkla mı takıştınız? Ombudsmanlık’a ücretsiz başvuruyorsunuz, onlar sizin yerinize idareyi denetliyor ve “Burada bir haksızlık var, düzeltin” diyorlar. Hızlıdır, masrafsızdır ve en önemlisi ses getirir.

İkincisi ve belki de en önemlisi TİHEK (Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu). Eğer bir yere “engelli olduğunuz için” alınmadıysanız, bir iş görüşmesinden bu yüzden elendiyseniz ya da bir hizmetten dışlandıysanız, burada bir “ayrımcılık” var demektir. TİHEK tam da bunun için var. Ayrımcılık yapan kurumlara ve kişilere ciddi cezalar kesme yetkileri var. Bu kurum, engelli bireyin toplum içindeki onurunu ve eşitliğini koruyan en keskin kılıçlardan biridir.

3. Asıl Er Meydanı; Adliyeler

İş inada biner, karşı taraf geri adım atmaz ve konu mahkeme kapısına kadar gelirse, bu artık oyunun kural değiştirdiği noktadır. Pek çok insan için Adalet Bakanlığı çatısı altındaki adliyeler hâlâ göz korkutucu, karmaşık ve “sadece bilenin ayakta kalabildiği” yerler gibi görünür. Ama gerçek şu ki, son yıllarda sistem sadece hukukçulara değil, doğrudan vatandaşa da hizmet edecek şekilde dönüşüyor. Yani o kapıdan içeri girdiğinizde tamamen yalnız değilsiniz; aksine, hakkınızı kullanabilmeniz için kurulmuş bir mekanizmanın içindesiniz.

Duruşma salonuna girdiğinizde temel haklarınızdan biri, kendinizi doğru ve eksiksiz ifade edebilmektir. 

Görme engelli bir vatandaş için adli süreçler “başkalarının yardımıyla idare edilecek” alanlar değildir; aksine hukuk sistemi, bu sürecin bağımsız ve eşit şekilde yürütülebilmesi için özel güvenceler içerir. Türkiye’de bu haklar hem ulusal mevzuatla hem de uluslararası sözleşmelerle korunur. Mahkemede en temel hak, ne olup bittiğini tam olarak anlayabilmektir. Görme engelli bir kişi; Dava dilekçelerinin, tebligatların ve kararların kendisine erişilebilir formatta sunulmasını isteyebilir (sesli okuma, Braille, dijital format gibi). Duruşma sırasında belgelerin içeriğinin okunmasını talep etme hakkına sahiptir. 

Görme engelli bireyler, yargılama sürecinde: Resmî bir okuyucu talep edebilir. Güvendikleri bir kişinin (refakatçi) kendilerine eşlik etmesini isteyebilir. 

Mahkeme, kişinin bağımsız karar verebilmesini sağlamak için bu desteği engellemek yerine kolaylaştırmakla yükümlüdür. Bu haklar, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın eşitlik ve adil yargılanma ilkeleriyle doğrudan bağlantılıdır. Haklarımızı istemek lüks değil, anayasal bir haktır. Bu tür destekler, “rica” değil, doğrudan talep edilebilir haklardır ve mahkeme bunları sağlamakla yükümlüdür. Bu detaylar küçük gibi görünür ama davanın kaderini değiştirecek kadar önemlidir.

Gelelim insanların en çok çekindiği meseleye: para. “Avukat tutacak gücüm yok” ya da “dava masrafları altından kalkamayacağım kadar yüksek” düşüncesi, pek çok kişinin hakkını aramaktan vazgeçmesine neden oluyor. Oysa burada devreye giren çok kritik bir sistem var: Adli yardım.

Türkiye’de Türkiye Barolar Birliği ve ona bağlı il baroları üzerinden yürütülen adli yardım mekanizması, maddi imkânı yetersiz olan bireylerin savunma hakkını korumak için oluşturulmuştur. Örneğin İstanbul Barosu gibi bağlı bulunduğunuz ilin barosuna gidip gelir durumunuzu belgelediğinizde, size ücretsiz bir avukat atanabilir. Bu avukat, özel olarak tuttuğunuz bir avukattan farksız şekilde davanızı takip eder, dilekçelerinizi hazırlar ve duruşmalarda sizi temsil eder.

Üstelik mesele sadece avukatla da sınırlı değil. Mahkemeye “adli yardım talepli” başvuru yaptığınızda, dava açarken ödenmesi gereken harçlar, bilirkişi ücretleri ve diğer yargılama giderlerinden geçici ya da tamamen muaf tutulabilirsiniz. Yani cebinizde para olmaması, hukuki sürecin dışında kalmanız gerektiği anlamına gelmez.

Burada kritik nokta şu: Adli yardım bir “iyilik” ya da “lütuf” değildir. Bu, hukuk devletinin temel taşlarından biridir. Adalet sistemi, sadece ekonomik olarak güçlü olanların değil, hakkı olan herkesin erişebileceği bir yapı olmak zorundadır. Aksi hâlde “hak” kavramı anlamını yitirir.

Mahkeme süreci gözünüzde büyüttüğünüz kadar ulaşılamaz değil. Doğru kapıları çaldığınızda sistem size kapılarını açar. Savunma hakkınızı maddi imkânsızlıklar nedeniyle geri plana atmayın. Çünkü o hak, kullanılmadığında değil, kullanılmadığı için kaybedildiğinde gerçekten yok olur.

4. Aktif Vatandaşlığa Katılım: Oy Kullanmak

Tüm bu anlattıklarımın, dilekçelerin, kurumların ve mahkemelerin temelinde tek bir şey var: Sizin iradeniz. Eğer biz yönetime dahil olmazsak, bizim hakkımızda kararlar verilirken masada olmazsak, adalet hep eksik kalır. Bu yüzden oy kullanma hakkı, hak arama mücadelesinin zirvesidir.

Biz görme engelliler için şablonlar, erişilebilir oy kabinleri ve gerektiğinde yanımızda bize eşlik edecek güvenilir bir refakatçi hakkımız var. O bir tek oy, aslında yarın yazacağınız o dilekçenin, açacağınız o davanın temelidir. “Ben de buradayım ve bu ülkenin eşit bir vatandaşıyım” demenin en kısa yoludur sandığa gitmek.

Susarsak Engeller Büyür

Yaşadığım tüm o eğitim ve hukuk mücadelelerinden öğrendiğim bir şey var: Biz sustuğumuzda engeller sadece yerinde saymıyor, daha da kökleşiyor. Ama ne zaman ki elimize bir yönetmelik alıp “Bakın, burada benim hakkım yazıyor” diyoruz, işte o zaman rüzgar tersine dönüyor.

Adalete erişim, bir maratondur. Bazen nefesimiz kesilir, bazen kapılar yüzümüze kapanır ama yol haritamız belli. Dilekçemizi yazacağız, kurumları denetleteceğiz, mahkemede hakkımızı savunacağız ve sandıkta irademizi göstereceğiz. Unutmayın arkadaşlar; hak verilmez, hak aranarak ve tırnaklarla kazınarak alınır. Ve biz, o hakkı alacak kadar güçlüyüz.

Yazar: Sertan SALTAN 

error: Content is protected !!